30/9/2007
çelişkilerin adamı gibi durur francis bacon, ama öyle değildir, böyle
olmasaydı doğal olmamış olurdu. neden mi? şu yüzden; francis bacon'ın
yaşadığı çağ, bana kalırsa insanlık tarihinin gurur duyulacak veya
nefret edilecek herhangi bir çağ değildi, eh zaten bu konuda en
nihayetinde herhangi bir çağı yüceltip, diğerini alçaltmaya da gerek
duymuyorum, bunu da "bizi ortaçağ karanlığına
taşımak istiyorlar..." veya "ortaçağ karanlığı'na hayır!" sloganları
atanlar için söylemiyorum sadece (karanlık gibi bir kavramın bile
göreceli hale gelmesi, insanlık adına bilmiyorum nedir ama felsefe
adına müthiş bir şeydir; ortaçağ 'ın gelmiş geçmiş en entelektüel çağ
olduğunu söyler faruk akyol
hocamız, gelin de karanlığı tartışalım!), yeniçağ din dışı batı
düşüncesi ve felsefe-bilim alanında ortalığın bir hayli karışmış
olmasını ortaçağ ve evvelinden bağımsız, gökten zembille inmiş bir
atılımlar çağına borçlu sayanlara da hatırlatmak istiyorum. o halde
yaşadığımız çağ nasıl evvelinden veyahut sonrasından bağımsız değilse,
yeniçağ din dışı batı medeniyetinde ve francis bacon'da karşımıza
çıkan, tespit edebildiğimiz kadarıyla bir mana ifade eden her türlü
veri aslında öncüllerininin artıklarıdır. francis bacon'ın yaşadığı çağ
karmaşanın, ani yükselişlerin ve buna karşılık ani düşüşlerin çağıdır.
bacon'ın ülkesi yani rüşvetin palazlandığı hatta kökleştiği
ingiltere'siyle, akdenizlilerin batı hindistan 'ı keşfi (india orientalis !) ardından dünyanın yeni egemenlerinin, bana kalırsa imperium romanum
sonrası, ayakta kalabilmelerinin, daha da güçlenebilmelerinin
çarelerini aradıkları gerçekten ama gerçekten kilisenin egemenliğine
karşı insanın egemenliğinin artık tümüyle su yüzüne çıktığı bir
dünyadır.
bu yeni fakat eskinin doğal bir sonucu olan dünyanın
siyaset, felsefe ve bilim alanında en mühim kişilerindendir bacon, bu
çağın yaşadığı karmaşaya (en temel karmaşa sebebinin özellikle de
kiliseye karşı devlet yani insanın egemenliği (bkz: niccolo machiavelli) ayrıca insanın bireysel yaşamındaki mevki savaşı olduğunu belirtmek isterim) dair pratik önerileriyle, felsefe-bilim'de aristoteles'in organon'una karşı çıkışıyla (krş. novum organum)
bacon yaşadığı çağın çelişkilerini yaşar, bu açıdan bakıldığında o hiç
çelişkili değildir. nos modernes yani "yaşadığı çağın modernleri"nin
savaşını farklı görür bacon, şöyle der bir yerde: "modern savaşlar,
savaşçılara büyük şöhretler ve onurlar kazandıran eski çağlardaki
savaşlarla karşılaştırıldığında karanlıkta kalmış olarak
değerlendirilebilir" (serm. fid. xxix- de proferendis finibus imperii)
bacon'ın burada kastettiği silahlı savaşın aslında hiç de troya
savaşı'na benzemediğidir, ama sadece böyle mi? sadece elde silahla
yapılan devletler arası savaşlar mıdır eski çağların o şöhretli
savaşlarının kıyısından köşesinden geçmeyen, yoksa insanın kendisiyle,
kendisini tanıması ve doğaya egemenliği savaşında da bir farklılık var
mı? bana kalırsa bu sorgunun yapılabilmesi için bacon en uygun
denektir. bacon gerek eserlerinde gerekse diplomatik olsun, şahsi olsun
kendi yaşamında işte bu farklı ve daha modern savaşın hiç de miğferine
çiçek ekmiş askeri değildir, o daha küçük yaşlarda saray hayatının
içinde, kraliçe elizabeth'in yani daha sonraki çağların müderrisleri
tarafından ingiliz edebiyatı'nın altın çağı'na hükmeden hatta adını
veren o kadının gözünde "küçük mühür bakanı"dır (anlatılan bir öyküye
göre; bir gün kraliçe bacon'a kaç yaşında olduğunu sormuş, o da
"haşmetmeabanızın uğurlu saltanatından iki yaş daha genç" yanıtını
verivermiş. başka bir söylentiye göreyse; kraliçe ondan daha küçükken
bile "benim gelecekteki bakanım" diye söz edermiş). dedim ya hiç de
masum değildir bacon, bunu sadece adalet kürsülerinde aldığı rüşvetler
ve hediyeler yüzünden söylemiyorum, bacon bir aynasıdır çağının, bu
yüzden çıkar da size yükselmenin sırlarını, bir arkadaştan nasıl
faydalanılması gerektiğini anlatabilir, bunu özellikle moral
yazılarında sık sık görürüz. o montaigne gibi havada kalan beylik
lafları etmez, o sırtını siyasette başta machiavelli, guicciardini
olmak üzere çeşitli kafalara dayamış, insan egemen yeni çağların
müjdecisi, güçlünün güçsüzü ezdiği yeni dünya düzeninin fitilini, eski
çağlardan aldığı yakma gücüyle ilk ateşleyen büyük düşünür olmuş, bu
haliyle "roma için iyi olan dünya için de iyidir" anlayışını "yararlı
olan en iyidir" veya "benim işime gelen en iyidir" anlayışına
döndürmüş, işte bu çerçeveden bakıldığında çağının en uygun aynası
olmayı başarmış, adil ama hak yiyen, bilimden yana ama çağının bilim
alanındaki çeşitli yeniliklere gözlerini yummuş (örneğin copernicus'un
güneşin sabit, diğer gezegenlerin döndüğüne dair yeni keşfine karşılık,
ptolemaios'un
skolastik düşüncenin, ortaçağ hiristiyan dogmasının da desteğini
arkasına almış dünyanın merkezde olduğu, diğer gezegenlerin primum
mobile bir şekilde kendi çevrelerinde döndüğü görüşünü sürdürmüş, buna
inanmayı tercih etmiştir. yine w. harvey'in keşfi olan kan devranı sistemini de küçümsüyordu), sömürgecilik anlayışının yerleşmesini dölleyendi (bkz: coloniae eminent inter antiqua et heroica opera) (bkz: #11103215)
ama "gittiğiniz topraklarda barbarlar yaşıyorsa, asla onları işe
yaramaz, boş şeylerle dost edinmeye çalışmayın, adalet ve hoşgörüyle
onlara yaklaşın; ancak yine de güvenliğiniz için her an tetikte
olmaktan da vazgeçmeyin" (serm. fid. xxxiii- de plantationibus
populorum et coloniis) diyebilen de oydu.
onun egemenlik hırsıyla çalkalanan çağıyla özdeşliğini novum organum'da net haliyle görürüz. idoller adını verdiği, insanın engellerini okuruz onda. idola tribus
yani soy idol'ünde insanın soyundan gelen kötülükleri, insanın doğayı
ve nesneleri kendi ölçüsüne göre kavraması olarak göstermiş (nov. org.
i.xli: "idola tribus sunt fundata in ipsa natura humana, atque in ipsa
tribu seu gente hominum. falso enim asseritur, sensum humanum esse
mensuram rerum; quin contra, omnes perceptiones, tam sensus quam
mentis, sunt ex analogia hominis, non ex analogia universi. estque
intellectus humanus instar speculi inaequalis ad radios rerum, qui suam
naturam naturae rerum immiscet, eamque distorquet et inficit.") bunu da
insanın doğaya egemenliğine ilk engel olarak gösterir. ona göre eğer
insan soyundan gelen kötülükleri sorgulamadan kabul eder, doğaya bu at
gözlükleriyle bakarsa asla ama asla doğaya egemen olamaz.
idola specus
yani mağara idolüyle söylemek istediği ise; insanın sonradan aldığı
kültür ve eğitimin onda küçük bir mağara yaratması ve sonunda kendi
yarattığı bu mağaradan çıkamamasıdır. ona göre insan kendi küçük
dünyasında değil, evrensel dünyada yaşamalıdır. aksi durumda ilerleme
kaydedemez (nov. org. i.xlii: "idola specus sunt idola hominis
individui. habet enim unusquisque (praeter aberrationes naturae humanae
in genere) specum sive cavernam quandam individuam, quae lumen naturae
frangit et corrumpit: vel propter naturam cujusque propriam et
singularem; vel propter educationem et conversationem cum aliis; vel
propter lectionem librorum, et authoritates eorum quos quisque colit et
miratur; vel propter differentias impressionum, prout occurrunt in
animo praeoccupato et praedisposito, aut in animo aequo et sedato, vel
ejusmodi: ut plane spiritus humanus (prout disponitur in hominibus
singulis) sit res varia, et omnino perturbata, et quasi fortuita. unde
bene heraclitus, homines scientias quaerere in minoribus mundis, et non
in majore sive communi."). bir sohbette çiğdem dürüşken
hocamız çok güzel belirtmişti; bacon'ın böyle düşünmesi doğaldır, zira
bu çağ aynı zamanda "in partes exteras" yani yurt dışına çıkışların,
seyahatların çağıdır. bacon'ın daha küçük yaşta (1576'da, 16
yaşındayken) fransa'ya, bilgisini arttırmak üzere kraliçe elizabeth'in
fransa büyükelçisi sir amyas paulet'in
yanına siyaset öğrensin diye yollanmış olmasında da bir pay vardır
muhakkak bu denli açılım ve yeni yerlerle birlikte, yeni insanlara da
hükmedebilmenin önemini görmesinde ya da atılımı insanın küçük
mağarasında yankılanan bir ses olarak tahayyül edememesinde.
idola fori
yani çarşı idolü ise onun gördüğü üçüncü engeldir. ancak bacon gibi bir
kafa, eski çağların mefhumlarının oldukları gibi kaldığını
söyleyebilecekti. nitekim bacon'ın burada gördüğü önyargıların zararlar
galiba onun en rahatsız olduklarıdır. eskilerin bu önyargıları, insanın
doğaya egemen olmasını engeller, çünkü kendi mağarasından (bu mağara
platon'un mağarasından gelmektedir) çıkamayan insan aynı zamanda,
mağarasındakilerle yaşamak zorunda kalandır. mağarasındakiler insanın önünü tıkar! mağarasındakiler insanın gelişimini engeller!
mağarasındakiler insanın doğa karşısındaki egemenliğinin en büyük
düşmanıdırlar! insan dışa açılımlı olmak zorundadır! (nov. org.
i.xliii: "sunt etiam idola tanquam ex contractu et societate humani
generis ad invicem, quae idola fori, propter hominum commercium et
consortium, appellamus. homines enim per sermones sociantur; at verba
ex captu vulgi imponuntur. itaque mala et inepta verborum impositio
miris modis intellectum obsidet. neque definitiones aut explicationes,
quibus homines docti se munire et vindicare in nonnullis consueverunt,
rem ullo modo restituunt. sed verba plane vim faciunt intellectui, et
omnia turbant; et homines ad inanes et innumeras controversias et
commenta deducunt." )
dördüncü ve son idol ise; idola theatri
yani sahne idolüdür. yeryüzü oyun oynanan bir yere benzer. büyük
düşünürler bu sahnede rol alırlar. düşüncelerini burada savunur, pek
süslü sözleriyle insanların gözlerini burada boyarlar. pek çok kişi de
burada sahneye çıkanlara bir anlam veremez, böylelikle bu oyun ve
yanlışlıklar kuşaktan kuşağa sürüp gider. insan mağarasındaki büyük
adamlara bağlı kalmamalıdır! insan mağarasındaki büyük adamların
gürültüsünde kaçmalıdır! (nov. org. i.xliv: "sunt denique idola, quae
immigrarunt in animos hominum ex diversis dogmatibus philosophiarum, ac
etiam ex perversis legibus demonstrationum; quae idola theatri
nominamus; quia quot philosophiae receptae aut inventae sunt, tot
fabulas productas et actas censemus, quae mundos effecerunt fictitios
et scenicos. neque de his quae jam habentur, aut etiam de veteribus
philosophiis et sectis tantum loquimur, cum complures aliae ejusmodi
fabulae componi et concinnari possint; quandoquidem errorum prorsus
diversorum causae sint nihilominus fere communes. neque rursus de
philosophiis universalibus tantum hoc intelligimus, sed etiam de
principiis et axiomatibus compluribus scientiarum, quae ex traditione
et fide et neglectu invaluerunt. verum de singulis istis generibus
idolorum, fusius et distinctius dicendum est, ut intellectui humano
cautum sit." ; krş. pazar yerindeki sinekler - nietzsche)
insanın mağarasındaki büyük adamların büyük gürültülerinden kaçabilmesi
için mağarasından çıkıp, makro mağaraya yani dünyaya açılmalıdır! her
ne kadar insanın açılacağı bu yeni ve büyük dünya da ona dar gelecek,
ve mars'a ayak basmanın en büyük heyecan olacağı çağlar için küçük bir
adım gibi görünse de, bu kafanın skolastik dünyanın bitişiğinde hatta
onun içinde kendini, yerini yurdunu yeniden tanımlamaya girişmesi en az
ilk çağ filozoflarının doğaya bakışları kadar önemlidir. mutlusunuzdur
yeni dünyadan, mutsuzsunuzdur, hiç farketmez; geldiğimiz nokta budur,
sadece bir tespiti yapalım, sonra ağlarız veyahut güleriz.
fransa 'da descartes neyse (ne olduğuna dair bir şeyler karalamıştım: rene descartes/@jimi the kewl), ingiltere'de francis bacon odur. onunla nasıl bir kırılma yaşandığı kabul ediliyorsa, bacon'la da benzer bir yeni aletten söz etmek gerekir. onu kendi kafamızla veya eskilerin bilgeliğiyle (onun dediği gibi; veterum sapientia)
yargılayıp, çağında, daha sonradan ne menem bir şey olduğu anlaşılacak
olan sömürgeci ve her alanda emperyalist zihniyetten ötürü suçlu bulmak
işin en kolay yolu aslında, en başta da dediğim gibi; çelişkilerin
yüzyılında, o hep arada kalmışlıktan ötürü çelişkili gibi durmaktadır,
oysa o çağının adamıdır, o çağının hiç de yabana atılmayacak bir zekaya
sahip, "benim memurum işini bilir" düsturuna göre; işini pek bilen büyük bir adamdır, onun büyüklüğü sadece "nam et ipsa scientia potestas est" sözünde bile kendini gösterir, o yeni dünyanın bilgisi, bilgesi, belgesidir.
http://www.flickr.com/photos/13263677@N02/1423680771/
source:
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=11239026
Comments (yok)
Add Comment!
Static URL
6/8/2007
geliyoruz xvii. ve xviii. yy. 'larda felsefe ve ilim anlayışlarına; ve artık bana "ut puto, bacon fio." dedirten francis bacon
(1561-1626) üstadımızdan başlayarak konuşayım. bacon bana kalırsa
ingiliz filozofları içinde en mühim isimlerden biridir, belki de en
birincisidir. zira siyasetle uğraşan bir ingiliz olarak, "doğaya
hükmedebilmek için onu tanımak lazımdır" felsefesinden muzdarip
olduğundan çağlar boyu süregelen ingiliz siyaseti (hatta marxçılık için fransız sosyalizmi ve alman felsefesi'nin
yanında üçüncü bileşimi sağlayan madde olarak ingiliz siyaseti
düşünülmüştür.) ve ingiliz düşünce biçimi (yani egemenlik için her
yolun mübah olduğu sistem, "parçala, böl ve yönet" de dahil olmak
üzere.) bacon'la temellenmiş gibidir. bana kalırsa ilk kökü bacon'dadır
. ona göre doğayı bilmemizi engelleyen şeyler vardır, bu engeller
putlardır (idola).
doğa araştırmasına önem veren bacon'a göre; kendi çağındaki yeni
ilimler küçümsenecek değerdedir, bunlarla alay eder bacon. nihat keklik
hocanın verdiği bir örneğe göre; william harvey (1578-1657) adlı bir
ingiliz tabib, kan deveranı'nı bulmuş, ancak bacon, ilim ve fenne büyük
önem verdiği halde, bu buluşu küçümsemiş. (nihat keklik, türk islam
felsefesi açısından felsefenin ilkeleri, ist. üniv basımevi, ankara
1996) zaten kraliçenin yanında uzun bir süre bakanlık yapması ve
özellikle de sermones fideles'inde
masum bir şekilde üçkağıtçılığı, kurnazlığı, rütbe kazanmayı,
dostlardan fayda sağlamayı savunmaktadır. ondaki egemenlik hırsı her
alanda, her aşamada gerek büyük gerekse küçük her işte kendini bilgelik
olarak göstermektedir. felsefede bir bencil aranacaksa o francis
bacon'dır. kariyeri geliştirmede secret adlı abuk sabuk kitaba değil
de, bacon'ın eserlerine bakmakta fayda var. tabi batılıların new age
dedikleri, bu başlıkta da felsefi ve ilmi köklerini kabataslak olarak
incelemeye giriştiğim o aydınlanma zihninde egemenlik hırsı her türlü
değerin altında yatan temel itkidir, humanizma yani insancıllık ile
birey hak ve özgürlükleri ya da demokrasi medyanın veyahut okyanus
ötesi çalışan büyük şirketlerin, silah şirketlerinin, kola
şirketlerinin, fast food şirketlerinin arzuları gereğince, sorosçu
zihinler (bkz: open society reforming global capitalism)
gereğince okyanus ötesine bombalar taşınırken, "demokrasi götürdüğünü
söyleyen" ile "demokrasiyi evinin tepesinde bomba pakedi olarak
amerikan savaş uçağı kargosuyla alan" fakir ve çaresiz insanlar işte
hep baconcı zihnin mağdurudurlar. hep söylüyorum bir kez daha
söyleyeyim; attilla erdemli hocamız müthiş bir şey söylemişti bu yaz
başında; bu yaz susuz kalacaksak, bu baconcı "doğaya egemen olmaya
çalışan yeni çağ insanı" nın manipulasyonunun sonucudur.
bacon'ın en büyük eseri olarak hep novum organum söylenir, ancak ideal devlet tasarısı olan nova atlantis
ile yukarıda söylediğim gibi; minor ve maior manada her türlü
kurnazlığın öğütlendiği, yaşama dair baconcı felsefenin pratik ve
teorik yansımalarını bulabildiğimiz sermones fideles de onun önemli birer eseridir. de sapientia veterum da mitolojik eserlerin yorumları olması açısından mühimdir. üstadın bütün eserlerini http://books.google.com/...on%22&as_brr=1#ppp1,m1
adresinden okumanız ve indirmeniz mümkün. bu ilginç ve mühim kafayla
alakalı olarak son sözüm de şu olsun; bacon bir felsefi dizge veya ekol
yaratmamıştır. şöyle şeyler de demiştir zaten: "ben yalnızca diğer
zekaları bir yere toplamak için çanı çaldım." ve başka bir eserinde
"daha iyi ellerin çalabilmeleri için müzik aletlerini akort etmekle
yetindim." yani bacon, kilisenin insan üzerindeki skolastik baskısını
ortadan kaldıran en temel kişilerden olup, bu sefer insanın doğa
üzerindeki baskısını sağlayan, insanları buna yönlendiren en önemli
şahsiyetlerden biri olmuştur.
Source:
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=11049352
Comments (yok)
Add Comment!
Static URL
6/8/2007
tam meali "zira bilginin kendisi kudrettir" olan francis bacon 'a ait olması şaşırtmayan bir ifade. meditationes sacrae adlı eserinde geçer. ( buradan teyit edebilirsiniz: http://books.google.com/...+potestas+est&as_brr=1 )
pos
bıyıklı üstadımız bahsetmişti ya şu "muhtaçlık"tan ("geçmiş zaman olur
ki; adamımız insanüstülüğü bir kenara koyarak, insanüstülüğü bir kenara
koymuş başka bir adamın dünyaya değil, dünyanın adama ihtiyacı olduğunu
söylüyordu, tıpkı tanrı gibi." (bkz: herakleitos'un tanrı olması/#10912278)),
işte aynen o şekilde "aydınlanma" ve "insanın doğaya egemenliği"
veyahut "ortaçağ karanlığından kurtuluş" zırhı içinde , kendinden
evvelki çağlar içinde kendini her daim en entelektüel (homo
intellegentissimus), en bilge (homo prudentissimus), en özgür (homo
liberissimus), en "iyi" (homo optimus) olarak niteleyen modern insanın
giderek daha sosyal ve daha ideolojik bir yapıya bürünerek, sorunların
neredeyse tamamına rasyonel (teoman duralı hocamız "akılcı" tabirini de
sevmiyor, "akli" olarak çevirebiliriz) çözümler üretmeye kalkışıp,
üretemediğinde de ya da bu şartı önemsemeden daha fazla zenginlik için
daha fazla sömürgeciliğe girişen bir kafa haline gelmesi işte bu
ifadenin döllendiği çağda belirlenmişti. çünkü bacon'ın "bilgi
anlayışı" aynı zamanda "egemenlik anlayışı" dır. o, insana bilgiye
gitmesini önerir, zira bilgi (scientia) onca güçtür (potestas), ama "bu
gücü doğaya egemen olabilmek için kullanmalısın" şartını koymaktadır.
gerçi bacon'a gelinceye dek avrupa zaten, kilisenin egemenliğinde
gücün, sömürüde kullanılışına şahit oluyordu, ancak bu sefer adına xvi.
ve xvii. yy. aydınlanmaları, rönesans müjdecilerinin çağları denilen
zamanlarda erk sahibinin değişmesi demek, yeryüzünde pagan dünyasının o
heyecan verici "doğayla karşılıklı alışveriş"i işaret eden, bunu mecbur
kılan roma'nın humanitas'ıyla bezeli numen
kutsiliğinin geri dönmesi demek değildir, zaten böyle bir amaç da
yoktur, adı üstünde bu çağ 'yeni çağ din dışı avrupa medeniyeti'ne
zemin oluşturur.
bu çağ çelişkiler çağıdır, aniden
yükselişlerin, aniden batışların çağıdır. belki de böylesine inişli
çıkışlı bir çağda yaşamış olmaktır, bacon'ı zaman zaman eserlerinde
insanlığı kurnazlığa sevkeden uyarılarını yapmaya iten, ya da "devletin
sınırlarını genişletme" (de proferendis finibus imperii) taktikleri
verdirten. evet "güç" onca "bilgi sahibinin elindedir". peki devletler
bu gücü nasıl kullanmalıydılar? bacon'a göre; devlet adamları ve
çeşitli öğütçüler (qui consilium dant) kendi keselerini ahlaksız bir
biçimde, devleti sömürerek doldururlarsa bu ayıptır: "gerçekten de
kralların danışmanları, senatorleri, bir şekilde halka hizmet için
atanmışları dikkatle incelersek, aralarında gerçekten de krallığı ya da
devleti azdan çoka sevketmiş, aynı zamanda deneyimsiz müzisyenler de
olsalar, ya da buna karşılık kithara ve lir sanatlarında (saraydaki
şölenlerde) olağanüstü derecede başarılı da olsalar, devleti
büyütemedikleri dahası devletin bekası ve esenliğini sarsan, onu tahrip
eden yapıda oldukları da söylenebilir. aslına bakılırsa birçok
danışmanın hatta gücü elinde bulunduranın efendilerine hoş görünmek ya
da avamın da saygısını kazanmak için başvurdukları dalavereler,
yanıltıcı hareketler çalgıcılık olarak adlandırılsa iyidir,zira bu
oyunlar devletlerin esenliği ya da ilerlemesine değil de hizmetkarın
malvarlığına ve büyüklüğüne uygun hareket etmek demektir." ( sermones fideles
29.1: "etenim si regum consiliarios, senatores, aliosque ad negotia
publica admotos qui usquam fuerunt attente intueamur, reperientur
profecto (licet rarissime) nonnulli qui regnum aut civitatem e parvis
ampla efficere possint, fidicines tamen sint valde imperiti. e contra
autem alii quamplurimi in cythara aut lyra (hoc est aulicis tricis)
miri artifices qui tantum abest ut rempublicam amplificare possint ut
potius a natura comparati videantur ad statum reipublicae beatum et
florentem labefacandum et evertendum. sane artes illae degeneres et
praestigiae quibus saepenumero consiliarii atque rerum potentes et
gratiam apud pricipes suos et famam in vulgus reportant haud aliud
nomen merentur quam peritiae quisdam fidiculariae, utpote cum sint res
magis gratae in praesens et artificibus ipsius ornamento quam ad
rerumpublicarum quarum sunt ministri opes et amplitudinem utiles aut
accommodae. ") ancak bunun yanında bir devletin "daha büyümek" veyahut
"barbarları eğitmek" gibi amaçlarla sömürge oluşturması doğrudur, hatta
olması gerekendir, bacon'a göre "güç sahibi olan" ("bilgi sahibi olan"
yani) aynı zamanda "savaşçı" olmalıdır: " bir krallığın ya da devletin
büyüklüğünün temelinde, halkının kökenindeki ve içindeki savaşçı
nitelik yatar." (s.fideles 29.4: "primo igitur pro re certissima et
exploratissima decernatur et statuatur quod caput omnium quae ad
magnitudinem regni aut status spectent sit ut populus ipse sit stirpe
et ingenio bellicosus.")
güç/bilgi sahibi olup aynı zamanda savaşçı bir ulusa sahip olarak
topraklarınızı büyütebilmeniz mümkün değildir ona göre, yine
topraklarınız verimli olmak zorundadır, ayrıca yukarıda belirttiğim
gibi; sömürge yarışında da geri kalmamalısınız, zira bacon'a göre bu
"eski ve kahramanlıkla alakalı işler arasındadır" (s. fideles 33.1: "coloniae eminent inter antiqua et heroica opera.")
ancak yine de insaflı davranıyor bay bacon, diyor ki; "yeni sömürgeleri
eski ulusların çocukları olarak değerlendirmede pek haksızlık yaptığımı
söyleyemem. ben sömürgenin sahipsiz bir toprakta; yani asıl sahipleri,
yeni gelenler uğruna, yerinden yurdundan edilmemiş bir yere
kurulmasından yanayım; aksi taktirde bu sömürge kurmaktan ziyade,
insanları kesin bir şekilde yurdundan etmek olur." (s.fideles 33.1:
"etenim non immerito colonias novas tanquam liberos nationum antiquorum
duxerim. plantationem populorum probo in solo puro, intelligo ubi
populus non destruitur ut populus inferatur. hoc enim cum sit,
extirpatio prorsus est, non plantatio.")
bacon için "bilgi
güç'tür, güç egemenliktir, egemenlik sömürgeciliği gerektirir" diye bir
zincirden bahsedebiliyoruz, işte bu kafa yapısını yani, bugün ingiliz siyasetinin statik ilkelerinden "böl ve yönet"
ilkesinin, yaklaşık iv-v yy. önce ilk sistemleyicisini dölleyicisini
artık rahatlıkla görebiliyor gibi misiniz? ya şu ifadelere ne demeli?
"bir yere sömürge kurmak, orman dikmekten farksız değildir; ikisinden
de en az yirmi seneden önce bir şey beklenmemesi gerekir; belli bir
süre sonunda bunlardan bol ve iyi ürün almak mümkündür. hiç kuşku yok
ki; daha ilk yıllarında aç gözlü ve doymak bilmez olunması, bazı
kolonilerden kazanç sağlanmasına engel olmuştur. " (s. fideles 33.1:
"plantatio regionum non absimilis est plantationi sylvarum, in quibus
de utilitate capienda nihil cogitandum ante annum vicesimum, verum
fructus uber et locuples in fine operis expectandus. illud certe quod
praecipue colonias, alias bene successuras, evertit, fuit sordida illa
et avida lucri captatio sub initiis coloniarum.")
egemenliğin
kiliseden insana (haliyle devlete) geçmesi, bilginin kullanımının da
kiliseden insana geçmesi demek oluyordu. bu bilgi sadece mekanik-bilim
çerçevesinde, seri üretimin ve buna bağlı olarak teknolojik gelişimin,
konforlu yaşamanın (müslümana okyanus ötesinden ramazan ayında orucunu
açması için yollanmış olan coca cola konforumuzun garantisidir)
dışında, elbette ki dünya egemenliği fikri de devletlerin aklını
çelmiştir, bu akıl çelmesi aslında tanrının krallığı
fikrinin de "tanrının oğlu isa" imgesi ile birlikte akıldan çıkarılması
demek oluyordu, artık yeni din ekonomidir, bu dinin işleyen
ibadethanelerinin arkasında ise zamanında "ne kadar çok sömürge
kurduğunuz verisi" yatar, ya da "denizleri nasıl kullanabildiğiniz" ya
da sömürgelerinizi hangi kurnaz hamlelerinizle yönetebildiğiniz:
"gittiğiniz
topraklarda barbarlar yaşıyorsa, asla onları işe yaramaz, boş şeylerle
dost edinmeye çalışmayın, adalet ve hoşgörüyle onlara yaklaşın; ancak
yine de güvenliğiniz için her an tetikte olmaktan da vazgeçmeyin,
onların sevgisini düşmanlarına karşı onlara ayrdım ederek göstermeye
çalışmayın, ancak yardıma ihtiyaçları olduğunda da bunu onlardan
esirgemeyin. içlerinden bazılarını sömürgeyi kuran ülkeye yollamak da
mühimdir, zira böylelikle orada insanların yaşama koşullarını görecek
ve geri döndüklerinde vahşi insanlarına gördüklerini öveceklerdir. daha
sonra sömürge gelişince erkeklerin yanında kadınları da getirmenin
zamanı gelmiştir; böylelikle yeni kuşakların da gelmesiyle, sömürge,
dışarıdan gelebilecek tehlikelere maruz kalmayacaktır. böylesine
gelişmiş bir sömürgeyi bırakmak, ondan yüzünü çevirmek çok utanç verici
bir şey olur, zira bu kadar çok zavallı insanın kanına girmekten ve
onları korunmasız bir şekilde yapayalnız bırakmaktan başka bir şey
değildir bu."
(s. fideles 33.1: "si coloniam plantes ubi barbari
sedes suas habeant, neutiquam eos nugis tantum et tricis concilies, sed
iusticia et modis gratiosis demerere. nihil tamen de praesidiis
minuendo quae ad securitatem pertinent. neque etiam benevolentiam eorum
aucupare auxiliis contra hostes suos, sed auxiliis defensionis non
incommodum erit subvenire. interest etiam aliquos ex indigenis saepe in
regionem unde colonia migravit mittere ubi viderent conditiones hominum
suis multo praestantiores, idque sub reditu inter suos divulgent.
postquam colonia adoleverit et robur acceperit, tempestivum erit
mulieres submittere ut colonia ex sese propagetur, nec semper ab
externis pendeat. super omnia flagitiosissimum est coloniam semel
deductam deserere et destituere. praeterquam enim quod dedecori est,
nil aliud est quam proditio mera profusioque sanguinis complurium
hominum miserorum.")
işte bacon'ın "bilgi sahibi" olarak aynı zamanda "güç sahibi" olan, modern insanın ciğeri:
" nam et ipsa scientia potestas est "
source:
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=11103215
Comments (yok)
Add Comment!
Static URL